
Issız adam, ıssız olamayan bir 'Ada'ya düşerse...
Hepimiz ezbere biliyoruz bu soruyu: "Bir gün ıssız bir adaya düşerseniz yanınıza alacağınız üç şey ne olur?" İnsanın hayatındakileri önem sıralamasına sokturmaya meraklı tiplerin sürekli sorduğu bu soru, bir çocuğa yöneltilen "Anneni mi daha çok seviyorsun, yoksa babanı mı?" cümlesinden daha az anlamsız değildir.
Unutulan bir şey vardır; bazı insanların hayatındaki önem listesi fazlasıyla kalabalıktır. Issız Adam filminin senaristi ve yönetmeni Çağan Irmak da kendine ve bize bu soruyu farklı açıdan sormaya çalışmakta belki de. Neyse önce hikâye...
Alper, Mersin'den gelmiş, İstanbul'da elit kesime hitap eden güzel bir lokantanın sahibi olmuştur. Küçükken annesinin kuzinede yaptığı yemeklerden esinlenerek aşçı olmaya karar veren Alper, bu konudaki başarısını ilişkilerine yansıtamamaktadır. Yaşıtları evlenip yuva kurarken o kendini tek gecelik ilişkiler çemberinde bırakmıştır. Ta ki Sahaflar Çarşısı'nda Ada'ya rastlayana kadar.
Çocuklara özel kostüm diken Ada, Alper'in gizemli havasına karşın çok sade ve direkt iletişim kurabilen biridir. Hatta fazlasıyla dobradır. Bu yüzden Alper'in kız tavlama taktiklerinin en azından belli bir kısmı Ada üzerinde geçersiz kalır. Fakat o da zaafları olan genç bir kadındır nihayetinde. Birlikte yaşamaya başlayan ve biri eski kitaplara, diğeriyse taş plaklara meraklı çift için başlarda çoğu şey güzel gitmektedir. Fakat Alper, yüzeysel ilişkileri sebebiyle yalnız yaşamaya o kadar alışmıştır ki geceleri yanında uyuyan bir kadının varlığı onu gittikçe boğmaya başlar. Ada, ona sevmeyi ve sevilmeyi öğretecektir sabırla. Bu sabrın mükafatını Alper'in lokantasına giden, annesiyle tanışan ilk kadın olma payesiyle alacaktır. Ama bu ilişki ortalama insan tipinden farklı iki kişinin arasında geçmektedir. Bu yüzden de olaylar seyirciyi bilindik sondan epey uzağa götürür.
Çağan Irmak, Ulak'tan sonra cesur sahnelere sahip bir filmle beyazperdeye dönüyor. Ama yine daha önceki filmlerinde olduğu gibi duru görüntülerle insanı anlatıyor. 'Babam ve Oğlum'da insanları aynı anda güldürme ve ağlatma kabiliyetine sahip olduğunu fazlasıyla ispatlayan Irmak, bu sefer de insan psikolojisini çözümlemişe benziyor. Ulak'ta masalsı bir ortamda keskin bıçakla ayırdığı iyi ile kötüyü kısmen de olsa aynı insanda birleştiriyor. Ve duygusal iletişimsizliğin, söyleyecekleri vaktinde söylememenin, iç-dış repliklerin farklılığının nerlere mal olabileceğini gösteriyor. Bu sebeple aşk aslında insanî iken ve kişinin çeşitli arzuları onun sadece sonucu olması gerekirken, bu sıralamayı değiştirip bedeninin esiri olan kişiliklerin çatışmasını ortaya koyuyor. Tabii filme bu kadar cinsellik bulaştırmaya gerek var mıydı derseniz, tartışılır.
Aslında 'sevgi emek ister' kavramıyla tanışmamız 'Selvi Boylum Al Yazmalım' filmine kadar dayanmakta. Ama bu, o kadar hayatın içinden bir cümle ki farklı yansımalarını başka başka ilişkiler içerisine rahatlıkla konumlandırabiliyorsunuz. Diktiği kostümler gibi başlarda çocuksu bulduğumuz Ada, Issız Adam Alper'den çok daha olgun çıkıyor sonuçta. O pek çok şeyi sırtlayabilirken Alper, bu ilişkiyi ancak ite kaka götürebiliyor. Ada'nın sevmeyi öğretirken gösterdiği sabrı Alper de sarf etse her şey daha farklı olabilecek halbuki. Kadınların erkeklerden duygusal olarak daha çabuk olgunlaştığını, erkeğin belli konularda eğitilmeye ihtiyacı olduğunu ve 'aşkın insanı büyüttüğünü' Ada'nın Alper'in doğduğu evi ziyaretinde göstermeyi tercih etmiş Irmak. Filmin ana fikri ise şu cümlede saklı: "Sen dizime yattın, ben bir hikâye anlattım ve sen büyüdün..."
ISSIZ ADAM
Yönetmen: Çağan Irmak
Oyuncular: Cemal Hünal,
Melis Birkan, Yıldız Kültür,
Şerif Bozkurt, Gözde Kansu